Meşekî Naletî

Şevê ku bêhna zarokan belav dikir çarşevan
tê rûvê min bi pêlave xwe yê tûj û bipehnî
gûlekî naletî dikeve xwûna min bi pori xwe yê gangilî
şik:derzîvaneki yeman e di tênitî yê de
canêmin diêşîn e
hecîreşkên dûdilî dibire taritî yên min de

dilşikestî me
ez birînê xwe -yê ku rewacê rabûye- dirabezînim
ez rûye xwe bi asfaltê bêxew digirim

çiqas diçe heyranbûna min ji xwe re mezin dibe, sîper bigrin
pilingek ku nêçîrê şivîrê de negihaye mirazê xwe
dixwezîm ez kal bikim henî yên xwe de
dimeşim, nigêmin de tema daristanên tirsehêz
dimeşim, di çîpe min de avê reş
ez wûsa dimeşim wûsa dimeşim ku barûd xwûdandidim
meşamin:
serhildanên gel a tê pejirandin di kitêbên dîrokan de
 
Atilla Akın

Başörtüsü ve CarrefourSA

Müslüman, kazandığını islam dışı yatırımlara harcayan firmada çalışmaması lazım. Domuz eti içki satan gayri islami olanı yaygınlaştıran bir şirkette, başörtülüde biraz onurlu olsun, çalışamazsın denilmeden kendi çalışmasın. Başörtülü kabul edildiğimiz her yerde çalışmak helal mi? Başımı açmıyorsam heryerde olmak mübah mı? Başım örtülü olsun konserede giderim, bara da, tiyatroya da, sinemaya da operayada...Savunduğum inancıma aykırı olması mühim değil ortamın, yeter ki başörtümle gireyim oraya. Müstehcen, hayasız, ahlaksız herşeyi ben yapmadıktan sonra yapılan ortamlarda dururum , yeter ki başörtüm olsun !! Fotoğraflarımı bedenimi yayınlarım, her yerde teşhire açarım, yeter ki başörtüm olsun: Yolsuzluk yapılsın , haram yenilsin; olsun başörtülü çalışabiliyorum ya ... Sahi başörtülü olmaktan başka sorumluluğumuz yok mu? Başörtülü her yere girmeye öyle bir şartlanmışız ki nereye girdiğimizi önemsemiyoruz bile.


                                                                                                                                                  ( Alıntı )

Aforizma

Tarih:uluslararası sözü dinlenir dişi bir casustur
oysa ben
yahudilerin gaz odalarında öldürüldüklerine inanacak kadar 
ne kılıbık ne de devletçiyim


Atilla AKIN

Aşkı Şelalerin Açlığına Çeviren Sahir

Gökyüzü bulutlarını terliyor
kızıl gelincikler fışkırıyor göğsümden 
yağmur düşlesem kan geliyor gözlerine
yeşil çayırlar âvâzlanıyor tepelerde 
ben bir ırmağım,patlamış bir ışık ırmağı
zehirli sarmaşıklara dönüyorum önüm kesilince 
zıpkın nasıl yürürse gövdeye
öyle yürüyorum karanlık genlere 

yürekleri kiralık evlere benzeyen kadınların
gövdelerini erinç koylara(şehvete) demirlemiş kadınların
buruk ve tedirgin bir denize benzettikleri gençliğim 
rahvan aşklar,gecikmiş ayrılıklar
gürültülü yakarışlarla dalgalanıyor 
terminalerde şizofreni
telefonlarda firari kılan neyse insanı
susamış şiirlerime de tuzlu imgeler katıyor 

aşkı
çılgın şelâlelerin açlığına çevirmekten aranıyorum 
saklanamam:kalp atışlarımı tekrarlıyor gök gürlemeleri 
cesur vadilerin ağzı bağlanmış barajlarla, kaçamam da 
yasak kitaplar gibi dolaşıyor ayak izlerim 
falaka ya da başka bir şey istemedim 
istemedim övgülerini 
yakalananlar siyanür hapı içerek kutsadılar sözcüklerimi 
sözlerim -ki kınını unutmuş kılıçlardır- 
çöllerin suya kanışı kadar güzeldi ölümleri 

ey sâhir! ey çılgın! ey zorba şairlik 
suskuların bende, barbar ordular biriktiriyor 
çıvgın çekirgeler gibi dağılıyor bakışlarım 
hangi dala uzansan elimi ısırıyor 
otobüs durakları,tren istasyonları,alış-veriş merkezleri
şehrin kurum ve karmaşasını bırakıyor saçlarıma 
hanımeli kokularından çıldırmış bir cesaretle
kızgın afİşler ve korsan söyleşilerle yorumladığım sûretimi
şehrin paranoyak duvarlarına yumruklarımla yapıştırıyorum 

beni gömmeden aşkı nereye gömersiniz
beni gömmeden aşkı gömemezsiniz

Atilla Akın

Akasya Ağacı


İki papatyaydı gözleri 
aklımda tuttuğum bahçelerde büyürdü  
kuşları emerdi duvarlar akşamları  
papatyalar ufka yürürdü 

bana doğru elleri kına tutardı 
geyikli gezerdi parmakları saçlarımda 
Kutsal Kitap'tan sahife öper gibi öperken başımı, 
bir ırmak koşar karşılardı dudaklarını 
tutuşunca güzel tutuşurdu 
bir cangıldı çünkü saçlarım 

paldır küldür geçerdi zaman önümden 
bir de bakardım ki harelemiş gövdemi 
ellerimden gürültüyle çıkardı tırnaklarım,
alnım genişlerdi birden 
ben yaralarımı överdim uluorta, o silerdi 
ben onun en çok bu huyunu severdim 

ne zaman yağmur yağsa kokun yükselir topraktan 
bir ağaç devrilir o zaman çocukluğumun üstüne 
bir kurt gibi ulur yüzüm kendine aynalardan
üşürüm, çok üşürüm, kan puslanır damarlarımda 

bir dövme gibi taşıyorum karanlığı sağrımda 
yokluğun karanlık, tuz gibi dağılıyor beynimde 
hangi pencereden baksam karanlık gözüme batıyor 
bir balık gibi çırpınıyor kalbim kafesinde 

bir akasya ağacıydı sevdiğim, yemin ederim 
tepeden tırnağa aşk kesilirdi dalları kesilince 
bir düşünce gibi tutardı güneşi yüzünde 
öyle ki sarı kokardı saçları 
otların uğultusunda duyarım hâlâ sesini
kelimeleri beğenmezdi çünkü çiçek dökerdi sadece 
bir akasya ağacıydı sevdiğim, bunu kimse bilmedi 

Atilla Akın
(Berfin Bahar Dergisi 2009/ Mahsus Mahal Dergisi)

Dört Soru


Yarasalardaki içtenlik kimde var
kimde var felâkete kanat çırpan aşk

gemilerin  haykırarak sokulduğu limanlar nerede
nerede boğuşarak dalından düşen yaprak


Atilla AKIN


KULE DERGİSİ/Aralık-2002

Vurgusuz Kalmak


Yavaş yavaş yitiriyoruz yitirmek istemediklerimizi
kavîs çizerek dönüyor başlarımız bunalan omuzlarımızda
tadını arıyoruz ilk heyecanını sevilerin
hülyâlar çarpıyor bizi içimiz geçiyor
kabaran duygular sırtımızı dövüyor
dönüp bakmıyoruz bile
nefret ediyoruz çünkü gerçeğimizi anımsamaktan
kavramlarımız yetmiyor iniltilerimizi kavramaya
belli ki vicdanlarımız yoruldu
yaşamın kötürüm olagelmişliğiyle savaşmaktan
                                                 
renklerimizi sildiğimizden bunaldığımızdan bu yana
şehrin homurtusu uyandırıyor bizi
bir de bakıyoruz ki sabah olmuş
cildimiz buruş buruş saçlarımız geceden solgun
sulanmış söylevler gibi dökülüyoruz sokaklara

ince bir derecikken tabanlarımızı ıslatan kaygılarımız
cesaretle kolladığımız korkularımızla
aç bir ırmağa dönüştüren de bizleriz
tâ ki önüne katana dek bizi  aldırmadık
çarpa çarpa parçalandı kalbimiz bahaneden kayalara
fayda etmedi gönülsüz çırpınışlarımız

neye dokunduysak çoraklaştı
hedefine saplanmadı sözlerimiz
bir hayli yavanız yiğitlik çekileli aramızdan
alıntılar serpiştirip duruyoruz hayatımıza okuduğumuz kitaplardan
avuntu olsun diye adamlığımıza

yamaçlarında soluklanabileceğimiz serin kırlar yok artık
şehrin algısını emerek kısırlaşan kadınların
hiç kimseyle buluşturulmamış hırsı
yani çiçek dokunuşlardan utangaç ve ılık ürperişlerimiz
buluşmadı yazgımızla
her gün biraz daha sıcaktan kavruluyoruz.

yitirdiğimiz özlemidir
yaşamadığımız enfes çağların
zevki vardı tükettik
uzanıp kopardığımız düşsel meyvaların

suçluyuz
biliyoruz suçlandığımızı da
gebe sancısı, şiddetli sıtma, heybetiyle bulantı
karşılık gelmiyor işlediğimiz suçların affına


Atilla AKIN


Aykırı Edebiyat/2011