Tüm
vahşetini üstüme alındığım gün dünyanın
gürül
gürül bir şehvetle çıktım alanlara
kanımda
kamçı izleri
içilmiş
antlar, patlayan tomurcuklar
aydınlık
arklara yürüdüm paçalarımı sıvamadan
sıvamadım
çünkü
tabiatın
dengesini bozacak kadar çıplaktım
bahçe
duvarlarından nar çiçekleri taşardı o zaman
karanfil
kokularına bulanmış ve vargücümle
hınca
hınç
vebâlı
aşkı güttüm çarşı pazarlarda
aşk
ki vabâdır bulaşır
döşüme
çiçekler,
utançlı izler çırpan vebâ
yırtık
bir şehri üstüme çatardı
başımdan
aşağı cançekişler ve bıçak
hüzün
çavlanları ayaklarımın altından
köprüsüz
akardı
kokulanan,
koklanan yaralarımdı baharda
geçkin
kızlar, çocuksuz kadınlar, dullar
yatır
korkuluklarında şifâ arayanlar kimlerse artık
ısırgan
otları bastığım yaralarıma
çaput
bağlarlardı
yoktu
benden ad almamış bir dünya
gökle
arası açıldıkça insana yaklaşan
kar,
dolu, yağmur, sulu sepken
ne
dersek diyelim adına
tenimi
buldukça varlık bulurdu ancak
sanmam
beni tatmamış bir damak olsun
sabahın
evlerden esnediği insanlar,
bir
kez daha
güneş
damlayan yaralar görmeden bende,
günahkâr
korsanlarca yargılandım ve günahkâr bulundum.
yankım
kaldı sunaklarda.
cami
avlularına doğru çiseler durur ruhum
Atilla Akın
(Yalnızlık
Sözleri Dergisi/Kasım/2007)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder