NOTA


Kendine ilenmiş bir gövdeyim
bileklerime batıyor sürgün veren her dal
mazgallarını sel taşkınlarıyla hatırlayan şehirlere kibirli duruyorsam
yağmurla onanan yaralar alıyorsam boynuma
naftalin kokusu yükselen eprimiş çarşaflarıyla fahişelerin de
göğsünü ovayan bir gök bildiğimden

belki ağzımı açıp oruç bozarım
sövgülerimi de koyarım işporta tezgahlarına
leblebi ve baharat kokulu çarşıların aşeren kadınlığı
yaltakçı
esnaf
bir o kadar çoğul yanımı suçlarken zabıta tutanaklarına
açlıktan acıyan kamburumdan soyunurum

her bahar karnıma bir yumrukla hatırlatır geldiğini
çokça kış uykulu, hayvani
otlakların geyik sürülerine saldırırken uyanmış kalbim
hazdan gönenir ortasından çatlayarak
ve haz
iskeletsiz bir beden kadar yumuşak
tüyden ve ipekten bir şal gibi kımıldarken altımda
üstümdeki göğü de kolaylıkla kanatabilirim

terden
ve şehvetten paslı
bekar yastıklarından yazgıma bulaşan migren
ayaklarımı da kokutuyor münteha gezdirerek
dağlı istençlere uyanan çıplaklığım her sabah
aşktan
kendine direnebiliyor böylece
yoksa başıbozukluğumu uluyan boynum
kaçkınlığım kasıklarımdan
çoktan tellal çıkarırdı yengisine

bana şarkı söyleten ey yaşamaklığım uğraşma boşuna
aymazım çokça yıkıldı omuzlarımdan ezber
biliyorum bunuyor insan en güzel şeye alıştıkça
oysa ben aklımda tutarım denizin kokusunu
en son öpüldüğüm ırmak boyunu
bir kovuk neden boştur
yemiş veren kimdir
kadın dedikleri neye benzer unutmam girilince koynuna


Atilla AKIN


BERFİN BAHAR DERGİSİ/Kasım-2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder