Hırçın bir tebessümle vuruldum alnımdan
utangaç bir akşam kızıllığına döndüğünde yüzün
eylüle dönüşüverdi bendeki tüm hatıralar
yağmur ve çamur kokunca eteklerin
nazenin bir gelincikle sürmelendi gözlerin
kirpik uçlarından dökülünce yıldızlar
eylül
saçların çözülmüş
saçların dökülmüş
hicreti oldun mu göçmen kuşların
eylül
gözlerin inci mercan kayalığı
sevgilisi oldun mu vahşi suların
eylül
dudakların mimoza yaprağı,
yoldaşı oldun mu vahşi suların
eylül
kanatlarında züleyhanın tüy bakışı
penceresi oldun mu kör kuyuların
eylül eylül bakma ne olursun
hazan yaprakları gibi düşüyorum toprağa
aylar geçiyor sen eyklül kalıyorsun
gözyaşın hendek,
gözyaşın ateş,
sol yanımdan düşüp tutuşuyorum Mevla'ya
saçını başını yoldu tüm ağaçlar
gelip kapına durunca öksüz aşıklar
eylül
dağ dağ büyüdü firakın koynumda
vuslatına perde diye yırtılmaz mı dağlar
çak çak edilip sunuldum İbrahim'e
bir yanımdan gülüverip geçince rüyalar
eylül
ellerin bakir
ellerin Meryem
İsa diye yükseliyor Allah'a sunduğun dualar
bir göçebeydi sadece tüm kadınlar
her eylül göğüslere muska diye takılan
eylül
ah deyip çarpan bu yürek
senden sonra susmaz mıydı firakından
eylül
leylsin
günahsın
cezası kevser, içildiğinde başlayan
yazık ki hiç yoksun
Atilla AKIN
KALEMKÂR DERGİSİ/2001
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder